| |
|
|
|
" Ehl-i Beytim Nuh'un gemisi gibidir; ona binen
kurtulur, binmeyense helak olur, boğulur."
|
|
| |
Hz. Muhammed ( S.A.A.)
|
|
| |
|
|
|
|
|
EHL-İ BEYT KÜLTÜR ve DAYANIŞMA VAKFI
(EHDAV)
U.ARASI 13."HZ. ALİ - GADİR HUM BAYRAMI VE KARDEŞLİK " KONFERANSI
PROGRAM:
-Saygı Duruşu - İstiklal Marşı
-K. Kerim Tilaveti /
Sn. Hüseyin Esedi
- U.Arası K. Kerim Karii ve Üstâdı / İRAN
-Sn.
Ali YERAL
EHDAV Genel Bşk. / Açılış Konuşması
-Protokol
Konuşmaları
-Dünyaca Ünlü E. Beyt Alimi
Prof. Dr. Sn. Muhammed ET-TİCÂNÎ
/ TUNUS
-Azerbaycan E. Beyt İlahi Korosu
-E. Beyt Alimi
Sn. Seyyit İzzettin EL-HEKÎM
/ Necef-i Eşref - IRAK
-E. Beyt Alimi
Sn. Şeyh Celal MAAŞ
/ Kum - İRAN
-Plaket Takdimi
-Kapanış
Not:
Büyük etkinliğimiz, yurt içi ile y. dışından ve A Protokolünden
birbirinden önemli büyük şahsiyetleri ağırlayacaktır.
Ali YERAL
EHDAV Genel Bşk.
Tarih: 13 Kasım 2011 Pazar
Saat : 18.30
Yer : Antakya Spor Salonu
İrt. Tlf : 0326 225 12 96
Fax : 0326 225 32
90
e- posta:
ehdav@hotmail.com
-
yeral-ali@hotmail.com
|
|
|
EHL-İ BEYT KÜLTÜR ve DAYANIŞMA VAKFI
(EHDAV)
TOPLUMSAL KUCAKLAŞMAYA DAVET
Bizler Ehl-i Beyt-i Muhammed (S.A.A)’e aşık ve
kutlu yollarından yürümek isteyen Akdeniz Alevileri olarak, Antakya
merkezli Ehl-i Beyt Kültür ve
Dayanışma Vakfı (EHDAV) şemsiyesi
altında, 2000’den bu yana büyük bir aşk ve coşkuyla kutladığımız ve
adını “Toplumsal Kucaklaşma”
olarak koyduğumuz,
“Hz. Ali – Gadir-i Hum Bayramı ve Kardeşlik”
Konferansı düzenlemekteyiz.
Huzur ve medeniyetler başkenti şirin
Antakya’mızda, hayırlısıyla bu yıl 13.sünü gerçekleştireceğimiz
büyük etkinliğimize; Alevi – Sünni,
Türk – Arap – Kürt, Müslüman – Yahudi – Hıristiyan (Katolik –
Ortodoks – Protestan – Ermeni) yanı
sıra, resmi erkân ile halkımızdan 10 bin civarında kişi
katılmaktadır. Türkiye’nin her yönünden katılan kıymetli
katılımcılar yanında Suriye, İran, Irak, Azerbaycan, Tunus gibi
çeşitli ülkelerden de birbirinden önemli şahsiyetlerin iştirak
edeceği uluslar arası konferansımızı, yerel - ulusal medya
temsilcilerimizin yanında, El-Cezire,
El-Fırat, Es-Sekaleyn, Ez-Zehra TV leri ile İRNA
gibi dünyaca ünlü yabancı medya kuruluşları da coşkumuza ortak
olmaktadırlar. Emirulmumin İmam Ali Efendimize Velayet, İmamet ve
itaatte biat tazeleyeceğimiz bu büyük günümüze, tüm Ehl-i Beyt
dostları ile insan kardeşlerimiz davetlidir, teşriflerinizden büyük
onur duyarız. (Not: Program netleştiğinde, bilahere hizmetinize arz
edilecektir, slm. ve dua ile…)
Ali YERAL
EHDAV Genel Bşk.
|
Tarih : 13 Kasım 2011
Pazar
Saat : 18.30
Yer : Antakya Spor Salonu
|
|
|
BASIN DUYURUSU
Meltem Medya Grubu / İcmal Yayıncılığın organize ettiği; Türkiye,
Suriye, İran, Irak, Lübnan, Azerbaycan başta olmak üzere birçok
ülkeden, 400'ü aşkın bilim adamının katılacağı
"ULUSLAR ARASI EHL-İ BEYT SEMPOZYUMU",
22–23 Ekim Cumartesi - Pazar 09.00 / 19.00 saatleri arasında, Bursa
Merinos Kongre Merkezi Orhangazi Salonunda yapılacaktır. EHDAV Genel
Başkanı olarak, etkinlikte konuşma yapmak amacıyla resmi davet
aldığımız sempozyumda, Pazar günü “Müslüman Olarak, Gerçekten Ehl-i Beyti Seviyor
muyuz?”
konulu bir tebliğ sunacağız. Programın
tamamını,
başta Meltem TV, Mesaj TV, Kadırga TV olmak üzere çok sayıda TV
Kanalı Canlı olarak verecektir. Kamuoyumuzun bilgisine sunulur.
21.10.2011
Ali YERAL
EHDAV Genel Bşk.
|
|
| |
EHDAV SAMANDAĞ ŞUBESİNİN AÇILIŞ KONUŞMASI
01.07.2011 Samandağ
Sn. Milletvekilim, Sn. Kaymakamım, Sn.
Samandağ Belediye Başkanım, Sn. Müftüm, Sn. Dini ve kanaat
önderlerim, Sn. Mağaracık Belediye Başkanım, Sn. Basınımızın güzide
temsilcileri ve Samandağ ile çeşitli yörelerden aramıza teşrif etmiş
değerli Ehl-i Beyt âşıkları, önce şirin Antakya’mızda, sonra
Hatay’da, sonra Akdeniz’de, sonra Türkiye’de, daha sonra da tüm
Ortadoğu ile Avrupa’da tüm halkımızın medâr-ı iftiharı olan ve
bölgemizin markası haline gelen kısa adı EHDAV olan, E. Beyt Kültür
ve Dayanışma Vakfımızın, Samandağ Şubesinin açılış törenine hoş
geldiniz şeref verdiniz efendim.
Kıymetli Hak – Muhammed – Ali âşıkları,
1995 yıllarında tehlikeli olan bu maceraya büyük bir aşk ve şevkle
atıldığımız zaman, bir kesim tarafından korkutulmak, bir başka kesim
tarafından sindirilmek, diğer bir kesim tarafından da tehdit
edilerek yıldırılmak istendik. Ama biz ne onlara, ne de bunlara
aldırış bile etmeyerek; “Ya Muhammed,
ya Ali ve ya Hıdır!” diyerek yola
koyulduk. Zira 21. Asırda bile, Emevilerle Abbasilerin karanlık
zihniyetinin necip ve mazlum Alevi camiamızın üzerini gölgelemeye
gönlümüz razı olamazdı. Tarkan, Cengiz, Demir ve Kaya isimleri
yerine Muhammed, Ali, Hüseyin ve Cafer gelmelidir dedik. Linda,
Funda, Asena ve Roza isimlerini yerine Fatıma, Zehra, Betül ve
Zeynep gelmelidir dedik. Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Almanca
öğrenip konuşmak büyük bir onur ve ilericilik sayılıp Arapça
konuşmanın da yasak ve utanç görüldüğü bir ortamda, biz; “her lisan
bir insan” dedikten sonra, önce Kuranımızın dili, E. Beytimizin dili
ve ana dilimiz olan Arapça gelir, daha sonra diğerleri gelir dedik.
Tarih boyunca yapılan zulüm ve baskıdan dolayı milletimize zorla
giydirilmeğe çalışılan ve bir türlü onlara gelmeyen Sünni / Hanefi
giysisini alıp kibarca sahiplerine bahşettik. Bunun karşısında da
kendi öz benliğimiz, kimliğimiz ve inancımız olan, ama her nedense
elimizden gasp edilmiş izzet ve şeref libası olan Alevi / Caferi
giysimizi büyük bir gurur ve iftiharla giydik. Takiyye ve korkudan
dolayı cenaze namazlarındaki el bağlama ve 4 tekbir uygulamasını
gerçek sahipleri olan Sünni kardeşlerimize bırakarak, E. Beyt
uygulaması olan eller serbest ve 5 tekbirin gerçekliğini canlı TV
programları dâhil her ortamda ve herkese haykırdık.
Bu arada haklı davamızda bizi destekleyen ve bu
uğurda büyük maddi ve manevi özveride bulunan Sn. Suphi Kâhil,
Şubemizin ekibi ile Samandağlı Şeyh kardeşlerime şükranlarımı
sunuyorum. Düne kadar görmezden gelinip varlıkları bile tanınmayan
25 milyon civarındaki büyük Alevi camiasının, şimdilik istediğimiz
gibi olmasa da ama bu düzeye gelmesine, tarihin de kaydettiği gibi
ölüm pahasına da olsa en büyük çaba ve katkıyı sağladık. Yeri
gelmişken şu ana kadar Alevi sorunun bize göre çözülememesinin en
büyük sebeplerinden biri de Alevilerin merkezi konumundaki Akdeniz
Arap Alevilerinin geri planda bırakılmasıdır. Sonuç itibariyle; Yüce
Mevlamın inayeti, anne - babamızın hayır duaları ve siz değerli –
duyarlı E. Beyt aşığı halkımızın desteği ile büyük tabular yıktık,
çok sayıdaki mecrayı değiştirdik, çeşitli açılımlar başlattık ve bir
sürü yeni oluşum, kuruluş ve fikre öncülük edip ilham kaynağı olduk.
İşte onlarca yenilikten sadece birisi olan bu mübarek şubenin açılış
coşkusuna hepimiz tanıklık etmekteyiz.
Sevgili E. Beyt âşıkları,
kısaca değinmek istediğim bir diğer husus da komşuluk meselesidir.
Komşusunda kavga ve didişmenin olduğu bir evde, hiç kimse rahat
olamaz. Komşusunda yangın olan bir yerde de kimse rahat nefes bile
alamaz. Batılı emperyalistlerin hatırına asırlarca yanı başımızda
olan komşu ve kardeş ülkelerle düşman hayatı yaşadık, yaşatıldık.
Özellikle en uzun sınırı paylaştığımız Suriye’yle düşman kardeşler
konumuna getirildik. İşte son yıllarda ilişkiler tabii halini alınca
hepimiz derin bir nefes aldık. Ama kardeş ülke Suriye ile dostane
ilişkilere girmek birilerini çok rahatsız etmiş olacak ki, şimdi o
bahar esintileri yerine gergin hatta savaş yelleri estirilmeğe
çalışılıyor. Bir kere şunun altını çizelim ki; kardeş ülke Suriye’de
Alevi – Sünni sorunu asla olmamıştı, hatta bizzat oradaki
akrabalarımızın ifadelerine göre; Suriye’de Sünni kardeşlerimiz
çoğunluk olması sebebiyle, yönetimden daha çok memnunlar. Ama şimdi
bazı Arap ülkelerindeki ayaklanmalar bahane edilerek, Vahhabi /
Selefi küçük bir sapkın ve azgın azınlık tarafından Suriye
karıştırılmak isteniyor, Esat yönetimi devrilip Alevilerden öç
alınmak isteniyor. İnternette paylaşım sitelerini dolduran
videolarda, özellikle Amerika’nın uşaklığını yapan satılmış Petro –
dolar Suudi ulema müsveddeleri ile Muaviye torunları zehirli
salyalarını akıtarak; Alevileri tekfir edip onların mal, kan, can ve
namuslarının mubah olduğunun fetvasını veriyor. Allah ve tarih
şahittir ki; Aleviler hiçbir zaman sorun olmamışlar ve başkalarına
zarar vermemişlerdir. 21. asırda hayvan ve bitki haklarının bile
koruma altına alındığı bir çağda Alevilerle uğraşılıyor, onlar
tekfir ediliyor ve her şeyleri mubah sayılıyor. Gerçi bu sakat
zihniyetin mazisi kara lekelerle doludur.
Kerbela, Anadolu, Halep,
Maraş, Çorum, Gazi ve Sivas onları lanetlerle anmaya devam
etmektedir. Bu arada yakılarak şehit edilen Sivas Şehitlerimizi
rahmetle yad ediyoruz. Tabi bu çirkin eylemlerden Sünni
kardeşlerimiz tamamen uzak ve beridir. Bunlardan asıl sorumlu olan
kesim; kendilerinden olmayan herkese kafir gözüyle bakan sakat Emevi
– Süfyani – Selefi anlayışıdır. Bu sakat ve tehlikeli anlayış;
Lübnan – Suriye – Irak ve İran’dan oluşan Şii / Alevi hilaline
karşılık, S. Arabistan – Türkiye – Mısır ve Katar’dan oluşan sözde
Sünni bloğunu çıkarıp birbiriyle kırdırmaya ve Siyonist İsrail ile
ABD’yi tüm İslam dünyasına hâkim kılma hayali taşımaktalar. Biz de
diyoruz ki; toplumumuz Suriye’deki amca, dayı, kuzen, enişte ve
akrabalarına asla silah çekmeyecektir. Büyük T.C Devleti geçmişte
olduğu gibi Siyonistlerin değil, komşu Müslüman din kardeşlerinin
haklarını koruyacaktır. Geçen yılda olduğu gibi, Sn. Başbakanımızla
Sn. Beşşar Esad’ın kol kola girip Hz. Hızır (A.S)’ın kutsal makamını
ziyaret etmelerini istiyoruz.
Biz her şeye rağmen, medeniyetler beşiği ve huzur
kenti şirin Hatay’da olduğu, hiçbir tahrike kapılmadan, inadına
Alevi – Sünni, Türk – Arap ve Müslüman – Hıristiyan kardeşliğini
savunacak ve bütün provokatörlerin çirkin tezgâhlarını bozacağız.
Sn. Samandağlılar, E. Beyt Vakfı buradaki Hz.
Hızır (A.S)’ın mübarek makamından sonra en kutsal yeriniz olacaktır.
Her zaman buraya uğrar, dini sohbette bulunur, koyacağımız binlerce
Arapça – Türkçe kaynaklı kütüphanemizden istifade edersiniz.
Buraya en iyi bir şekilde
bakacağınızdan ve maddi – manevi desteğinizi esirgemeyeceğinizden
şüphem yoktur. İnşallah bendeniz burada her ay veya ihtiyaca göre
her 15 günde halkımıza açık dini sohbet toplantılarında hizmetinizde
olacağım. Şubemizin açılışında emeği geçen tüm resmi daire
sorumlularına, şube temsilcilerimize ve herkese çok teşekkür ederim.
EHDAV S.dağ şubemizin; başta siz değerli S.dağlılara, Hatay’a, E.
Beyt camiamıza, Ülkemize ve tüm insanlığa hayırlı uğurlu olmasını
Cenab-ı Mevlamdan niyaz ederim.
Ali
YERAL
EHDAV Gen. Bşk.
|
|
|
| |
SURİYE’NİN İSTİKRARINA EVET! FİTNE VE
MEZHEPÇİLİĞE HAYIR!
EHDAV Gen. Mrk. / 20.06.2011
Sn. Basın mensupları, kıymetli
misafirler, bilindiği gibi Arap
ülkelerinde 4-5 aydır tüm dünyanın dikkatini çeken ve hatta herkesi
hayrete düşüren baş döndürürcü gelişmeler izlemekteyiz.
Tunus’ta başlayıp Mısır,
Libya, Yemen, Bahreyn, Arabistan ve Ürdün’de devam eden halkların
özgürlük ve demokrasi hareketlerinin bir bölümü devrimle sonuçlanıp
başarıya ulaştı (Tunus
- Mısır), bir bölümünde kan ve gözyaşı
maalesef hala akmaya devam ediyor (Libya - Yemen), bir bölümünde de
komşu güçlerle halk sindirilmeye çalışılmaktadır (Bahreyn). Arap
Halklarının onlarca yıl diktatörlerinin zalim hâkimiyetini yıkmak
için tamamen kendi içlerinden gelen demokrasi ve özgürlük aşkıyla
yaptıkları halk devrimini biz, nefesimizi tutarak ve ellerimizi
sürekli duaya kaldırarak izleyip destekledik. Onların hüzünlerine
ağladık, sevinçlerine de ortak olup coştuk.
Ülkemizin komşu ve kardeş ülke Suriye ile 50 yıla
varan fırtınalı bir kışın ardından, son yıllarda düşmanları çatlatan
bahar dönemini yaşaması, bizi olduğu kadar her akl-ı selim ve vicdan
sahibini son derece sevindirmiş ve ümitli kılmıştır. Ama ne var ki,
bazı Arap ülkelerinde baş gösteren demokrasi rüzgarını bahane
ederek; Suriye’nin yerli ve
yabancı provokatörlerle karıştırılmak istenmesi, sırf Alevi diye
Beşşar Esat yönetiminin devrilmek istenmesi, yüz yıllarca beraber ve
kardeş olarak yaşamış Alevi ile Sünnileri karşı karşıya getirerek,
önce Suriye’de daha sonra da tüm bölgede Alevi – Sünni mezhep savaşı
çıkarılmak istenmesi, bizi son derece üzmekte ve düşündürmektedir.
Suriye’nin bazı eksik yönlerine rağmen demokrasi,
özgürlük ve insan hakları açısından hiçbir Arap ülkesiyle
kıyaslanmayacak kadar ileri ve modern bir konumdadır.
Suudi cellâtları, Bahreyn’in
300 yıllık Âl Halife ile beraber, Bahreynli % 80 Şii çoğunluğun
yüzlerce mescitlerini havaya uçururken, kadınlarına tecavüz ederken,
K. Kerimlerini silahlarla parçalarken ve âlimlerine hapishanelerde
türlü işkenceler ederken, bunları görmezden gelip gıklarını
çıkarmayan BM, AB, İKÖ, NATO ve bazı ülkelerin, kardeş ve komşu ülke
Suriye’deki fitneyi körüklemesini, olaya ideolojik ve mezhepsel
yaklaşmasını son derece çirkin ve tehlikeli görmekteyiz.
Kardeş ülke Suriye, tüm
Arap ülkeleri içinde şanlı Filisin intifadası ile İsrail’e diz
çöktüren kahraman Lübnan Hizbullah’ının yegâne destekçisidir.
Orada
olası bir rejim değişikliğiyle, onların hayat damarlarının kesilmesi
ve İsrail’in tüm bölgeye yayılma politikası amaçlanmaktadır.
Bugünlerde Suriye’de cereyan edenler, ne Alevi zulmüdür, ne de Sünni
zulmüdür.
Zira onların hiçbir zaman birbirleriyle
sorunu olmamıştır, biiznillah olmayacak da. Orada olan tek şey,
provokatörlerin eliyle Alevinin Sünniye, Sünninin de Aleviye karşı
kışkırtılması ve topluca Suriyelilerin cezalandırılması olayı
vardır. Bu çirkin senaryoyla güya orada iç mezhep savaşı
çıkarılacak, Esat yönetimi değiştirilecek, Alevilerden öç almaya
gidilecek, bu mezhepçi fitne ateşi de başta Türkiye olmak üzere
bütün İslam dünyasını saracaktır. Gerçek şu ki; yabancı bir devletin
Türkiye’nin iç işlerine karışması ne kadar yanlış ve çirkinse, başka
bir ülkenin de bilhassa Suriye gibi kardeş ve komşu bir ülkenin
işlerine karışması o kadar yanlış ve çirkindir. Bu etapta her hangi
bir komşu ülkenin Suriye’ye her hangi bir askeri müdahalede
bulunması, ateşe benzin dökmek manasına gelir ki, bu sadece
ülkemizdeki 25 milyon Aleviyi değil, dünyada İslam ve insan
kardeşliğinden yana tüm akl-ı selim sahibi kişileri de diken üstünde
tutar. Allah korusun, öyle bir fitne ateşi de sadece tüm dünyaya
hâkim olmak isteyen ABD ile Siyonist İsrail’in işine gelir.
Temennimiz odur ki; hiç bir Alevinin, Sünninin,
Müslümanın, Hıristiyanın, Arabın, Türkün ve de Kürdün burnunun
kanamadan bu fitne ateşinin acilen dinmesidir. Bizler tedbir ve
temkinli oldukça, hiçbir düşman aramıza sızamayacak ve
barınamayacaktır. Sonuna kadar basiretli, dikkatli, barışçı ve
hoşgörülü olmalıyız ki, ortak düşmanlarımızın çirkin tezgâhlarını
bozalım. Hepinize teşekkür ederim.
Ali
YERAL
EHDAV Yön. Kur. Bşk.
|
|
| |
|
|
|
| |
BASIN AÇIKLAMASI
30 Mayıs – 02 Haziran 2011 tarihlerinde
Lübnan’ın başkenti Beyrut kentinde düzenlenen uluslar arası
“Ehl-i
Beyt Şehit Alimlerini Anma ve İslami Vahdet Konferansı”
sona erdi.
Türkiye, Suriye, İran, Irak, Lübnan,
Bahreyn, Kuveyt, Tunus ve Suudi Arabistan’dan çeşitli din âlimleri,
kanaat önderleri ve siyasilerin katıldığı bu büyük toplantıya, EHDAV
Yön. Kurulu Başkanımız Sn. Ali YERAL konuşmacı olarak davet edilmiş
ve etkinliğe katılım göstermiştir. Ev sahibi konumuyla Lübnan Büyük
Millet Meclisi Bşk. Sn. Nebih BERRİ’nin de konuşmacı olarak
katıldığı toplantıya resmi erkan yanında El-Menar TV, El-Alem TV,
Lübnan TVleri, El-İman TV ve El-Vahde TV başta olmak üzere çok
sayıda Ortadoğu’nun önemli haber ajansları ile kanalları
katılmıştır. Toplantıda Alevi / Şii, Sünni ve Hıristiyan din
önderleri konuyla ilgili çeşitli konuşmalar yapmışlardır. Sn.
Bşk.mız YERAL da yaptığı konuşmada; İslam ümmetinin birliğini
savunmuş, aralarındaki cüzi ihtilafları bir kenara bırakarak gerçek
kardeşliği tesis etmeleri gerektiğinin altını çizmiş, barış ve huzur
kenti şirin Antakya’mızda Alevi – Sünni, Müslüman – Hıristiyan,
Yahudi ve Türk – Arap – Kürdün asırlar boyu birlik, beraberlik ve
kardeşlik içinde yaşadığını ifade etmiş ve bunu başta Ortadoğu
ülkeleri olmak üzere tüm dünyanın örnek alması gerektiğini
vurgulamıştır.
Çok verimli ve faydalı geçen
konferansta ayrıca Sn. YERAL’la birkaç TV kanalı da özel röportajlar
yapmışlardır. Kıymetli Halkımız, medyamız ile kamuoyumuzun
bilgilerine arz olunur.
EHDAV Yönetim Kurulu
|
|
| |
|
|
| |
EVRENSEL AŞURA MATEM TÖRENİ
( 17/12/2010 ) |
|
| |
|
|
| |
KERBELA MATEMİNİ ANMA ETKİNLİĞİMİZİN KONUŞMA METNİ... |
|
| |
|
|
| |
|
12. “HZ. ALİ – GADİR HUM BAYRAMI &
KARDEŞLİK” KONFERANSI
23 / 11 /
2010 Antakya Spor Salonu
Sn. M.Vekillerim,
BTP Gen. Bşk.ım, Valim, Antakya Bel. Bşk.ım, İl
Emn. Müd.üm, Vakıflar Bölge Müd.üm, Gençlik ve Spor Müd.üm
İl Müftüm, Siyasi Partilerimizin Temsilcileri, Bel. - Bld.
Bşk.larım, Suriye, Irak, İran, Romanya, İstanbul, Iğdır,
Kırıkkale, Adıyaman, Ankara, Adana, Mersin, Malatya ve Antep
gibi şehirlerden teşrif etmiş, değerli ulema ve E. Beyt
âşıkları, Alevi – Sünni – Katolik – Ortodoks – Protestan ve
Musevi Cemaat Liderlerim, El-Furat, İran, Ez-Zehra ve Meltem
TV’leri ile AA ve İRNA Ajansı başta olmak üzere, yerli –
yabancı medyamızın çok değerli temsilcileri, Hatay’ımızın
her köşesinden aramıza teşrif etmiş vefâkar – çilekeş E.
Beyt dostları, EHDAV’ca düzenlemekten büyük onur ve gurur
duyduğumuz; 12. “Hz.
Ali - Gadir Hum Bayramı ve Kardeşlik”
Konferansımıza, bir başka
deyişle Toplumsal
Kucaklaşmamıza hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Sn. M.Vekillerim, kıymetli Gen. Bşk.ım,
bugün
K. Kerim’in Mâide Suresinin 3. âyeti gereğince;
“dinimizin
kemâle erdiği, nimetimizin tamamlandığı ve din olarak bize
İslam’ın seçilip beğenildiği”
gündür!
Bugün Rasul-ü Sekaleyn, Cedd-i Hasaneyn ve İmam-ı
Kıbleteyn Cenâb-ı Muhammed Mustafa (S.A.A)’in, Mekke ile
Medine arasındaki Gadir-i Hum denilen yeşil ve sulak bir
vadide Veda Haccı dönüşünde, 130 bin civarındaki Müslümana,
iki büyük ve ağır emanet olan K. Kerimle E. Beytini vasiyet
ettiği gündür! Bugün o mahşeri kalabalıkla daha sonra
kıyamete kadar gelecek olan bütün ümmetine;
“ben kimin mevlası
isem, Ali de onun mevlasıdır. Allahım Ali’nin dostuna dost,
düşmanına düşman ol, Ona yardım edene yardım et, Onu yalnız
bırakanı yalnız bırak ve hakkı daima Ali’yle beraber kıl!”
diye
haykırdığı gündür! Bugün E. Beyt düşmanları Emevilerin tarih
boyunca korkuyla, baskıyla, asıp kesmekle unutturamadığı ve
biiznillah Sahib-i zaman İmam-ı Mehdi’nin zuhuruna kadar,
hiçbir zaman da silip unutturamayacağı gündür! Bugün ilahi
emirle Peygamberimiz tarafından Hz. Ali’ye; imâmet, velâyet,
hilafet ve vesâyetin verildiği en büyük bayram günüdür! Yani
bugün, Şâh-ı Velâyet ve Pir-i
İmâmet Emirulmuminin Hz. Ali Efendimize itaat, velayet ve
biat tazeleme günüdür!
Evet, işte bu kadar büyük ve
kutsal bir gün olan Gadir Hum Bayramı ile bereket ve
rahmetini hâlâ soluduğumuz mübarek Kurban Bayramı hepinize
kutlu olsun!
Sn. M.Vekillerim, değerli E. Beyt dostları, 98’de EHDAV’ı kurduktan
ve 2000’den bu yana her yıl Gadir-i Hum konferanslarını
düzenledikten sonra, medeniyetler beşiği, huzur kenti Antakya’mızda; Alevi – Sünni, Türk
– Arap – Kürt, Müslüman – Yahudi – Hıristiyan ve Devlet
erkânı ile sivil vatandaşlarımız, bu birlik ve beraberlik
coşkusunun hazzını kardeşçe, beraberce yaşamaya başladık.
Ama 90’larda tüm yurtta olduğu gibi burada da her kesimin
diğerine mesafeli yaklaşıp şüpheyle baktığı ve Alevi
kelimesinin bile ayrım ve tehlikeli sayıldığı bir hava
hâkimdi. İşte öyle bir atmosferde, bütün inkâr, korku ve
sindirme politikalarına meydan okurcasına, biz 14 asırdır
gizlice kutladığımız mübârek Gadir Bayramını kamuya açmak
istediğimizde yaşlılarımız tarafından ciddi bir şekilde
uyarıldık.
Buna
karşılık, onlara verdiğim cevap şu oldu:
“Allah’ın izniyle, canımızın pahasına da olsa, bu kutsal
meşaleyi yakacak ve Gadir-i Hum Bayramını tüm Türkiye’nin
gündemine taşıyacağız!” dedim. İşte gördüğünüz gibi
kıymetli E. Beyt âşıkları, 1421 yıldır tüm güçlerin tarih
boyunca silemediği Gadir Hum gerçeği, Mevlamın inayeti ve E.
Beytin bereketiyle bugün sadece Hatay’la Akdeniz Bölgesinin
değil, bütün Türkiye’nin hatta Ortadoğu’nun gündemine
oturmuş durumdadır. 2000’de buradan büyük bir aşkla
yaktığımız Gadir meşalesinin nuru o kadar büyüdü ki, şimdi
Ülkemin her köşesinde Gadir etkinlikleri düzenlenmektedir,
velhamdu lillah!
Sn. M.Vekillerim, kıymetli Gen. Bşk.ım,
düne kadar
Hatay uzun yıllardır, bir kenarda unutulup üvey hatta yetim
evlat muamelesi görürdü. Eskiden biz Hataylılar, Devlet
yöneticilerini ya TV ekranlarında ya da oy istemek için
seçim mitinglerinde görürdük. Ama bugün özellikle
havaalanının yapılmasıyla, hemen hemen her hafta ya bir
devlet adamı ilimize geliyor, ya da Antakya büyük, hatta
uluslararası toplantılara ev sahipliği yapıyor. Bu durum
sayısız açıdan hem Antakya’ya, hem de halkına büyük faydalar
sağlamaktadır. İşte biz, Antakya’nın kabuğunu kırıp Türkiye
ve dünyaya açılmasını son derece önemsiyoruz. Ama geçenlerde
bazı çevrelerin, durup dururken Antakya ismine alerji
duyduğu için, ondan rahatsız olduğunu ve onu kimlik kartı
dâhil resmi evraktan yavaşça çıkarmaya çalıştığını üzülerek
duyduk. Ne kadar garip ve tuhaf değil mi? Başka milletler
küçücük tarihi değerlerini açığa çıkarıp dünyaya tanıtırken,
biz var olan büyük tarihi değerlerimizi silmeğe
çalışıyoruz?! Bu sakat ve dar zihniyeti anlamak, asla mümkün
değildir. Gerçek şu ki, Antakya’mız dünyanın en eski
yerleşim birimlerinden birisi olarak, tarih boyunca sayısız
afet, savaş ve depremler geçirip çok sayıda farklı kültür ve
medeniyetler tarafından yönetilmesine rağmen, bunların hiç
biri Antakya adını ne hafızalardan, ne de tarihten
silebildi. Onun içindir ki, dünyanın ender kentlerinden biri
olan, bütün cihana “Antakya”
adıyla ün salan ve her tarafı tarih, kültür ve medeniyet
kokan güzelim Antakya’nın adını, -boşuna zahmet etmesinler-
hiç kimsenin, hiçbir zaman ve hiçbir gerekçeyle silmeğe gücü
yetmeyecektir!
Sn. M.Vekillerim, değerli misafirler,
Amerika ve onun güdümündeki NATO kuvvetleri, şimdi de
tutturmuş, Yurdumuza balistik füze kalkanı yerleştirmeğe
çalışıyor. Oysa Amerika’nın girdiği Irak ve Afganistan gibi
ülkelerin hali ortadadır. Özellikle mazlum Irak’ta, onların
insanlık adına işlediği sayısız suçlar günbegün ortaya
çıkmakta ve oranın yerli halkına karşı yaptıkları utanç dolu
muamelesini tüm dünyaya teşhir etmektedir. Onlar, girdikleri
yerlere ancak; fitne, kaos, kan ve göz yaşı götürmüşlerdir.
Tarih boyunca onların, İslam ülkelerinde yaptığı sayısız
tahribatlar yetmiyormuş gibi, şimdi de varlıklarından
rahatsız olup tehdit olarak saydıkları kardeş ve komşu
ülkelerden İran ve Suriye’ye karşı Ülkemizi sıçrama tahtası
ve adeta karargâh yapmak istiyorlar. Oysa zaten yeteri kadar
petrodolar Körfez ülkeleri ile Ortadoğu devletleri, her
köşede Amerika’ya askeri üs ve karargâhlar tahsis
etmişlerdir.
Türkiye şeytanın bacağını kırıp tarihte ilk defa
komşularıyla bu kadar sağlam ve samimi ilişkiler kurmuşken,
yapılmak istenen bu tehlikeli balistik füze kalkanları
sayesinde, komşularımızla aramız otomatikman bozulacak ve
gerektiğinde kardeşlerimizle bizi karşı karşıya
getireceklerdir. Onun
içindir ki, Devlet yetkililerimizden bu yanlış projenin
başlamadan ivedilikle durdurulmasını ve hiç kimsenin hatırı
için, tarih boyunca aynı kader, din ve coğrafyayı
paylaştığımız, komşu ve kardeşlerimizin gücendirilmemesi
gerekmektedir. İslam ülkelerini işgal ve istila etmekle
yetinmeyen Batı dünyası, fırsat buldukça sürekli yüce İslam
dinimizle kutsal değerlerimize hakaret etmek için çeşitli
bahaneler uydurmaktadır. Onların yaptığı en son çirkeflik,
tüm dünyanın bilgisi ve gözü önünde Amerika’daki bazı sözde
papazlar tarafından kutsal kitabımız K. Kerimin yakılması
olayıdır. Ateşle oyun olan bu ahmaklık, tüm İslam dünyasını
ayağa kaldırmış ve herkesi son derece germiştir. Farka bakın
ki, biz Yüce Allah’ın indirdiği diğer kutsal kitaplar olan
Tevrat’la İncil’i kütüphanemizin başköşesine koyarken,
Kuranımızı yakmağa kalkışan o necis eller, inşaallah Ebu
Leheb’in elleri gibi, cehennem ateşinin en derin yerinde
odun olarak yanacaktır!
Sn. M.Vekillerim, kıymetli Gen. Bşk.ım,
medeniyetler ittifakının revaçta olduğu, ülke sınırlarının
kaldırılıp devletlerin birleştiği ve savaşların yerini
müzakereyle diyalogların aldığı bu 21. asırda, çağın
gerisinde kalıp biz
Alevilere kin kusan, karanlık Emevi – Süfyani
zihniyetini taşıyanların sayısı biraz azalsa da varlıklarını
hala sürdüren ve fırsat buldukça zehirli başlarını taşların
altından çıkaranların sayısı az değildir. Dün
Güner ÜMİT
denen birisi, canlı yayında tüm Türkiye’nin gözü önünde
Alevilere ağza alınmayacak çirkef iftiralar atarken, bugün
milletimizin ahlak değerlerini alay konusu yapan
M. Ali ERBİL
ismini taşıyan başka birisi, -her ne tesadüf ve hikmetse-
yine aynı TV nin canlı yayınında, biz Alevilere mum söndü
hakaretini yapıyor. Diyeceğimiz şu ki; Vallahi aslında o
hasta kişiler, bu çirkef sözlerle biz Alevilerden değil, pay
biçtikleri bizzat kendilerinden söz etmektedirler. Zira
atalarımız: “kem söz sahibine
aittir.” deyimini boşuna
söylememişlerdir. Sanırım onlar
herkesi kendileri gibi zannediyorlar.
Bu münasebetle onları ve çarpık
zihniyetlerini taşıyan herkesi, bir kez daha buradan nefret
ve şiddetle kınıyor ve telin ediyoruz!
Bu gibi çirkin olaylarda bizi sevindiren tek şeyse, bir daha
onların uğursuz yüzlerinin görünmeyecek bir şekilde TV
ekranları ile halkımızın gündeminden silinip kaybolmasıdır.
Evet, sevgili E. Beyt dostları,
tarih boyunca bu mazlum ama necip olan Alevi toplumu, artık
uyanmalı, kendisine aşağılayan bu tip ahmak provokatörlere
öyle bir demokratik bir ders vermeli ki, bir daha hiçbir
kimse, hiçbir zaman ve hiçbir şekilde Alevilerin inanç ve
değerleriyle oynayıp alay etme cüretini asla gösteremesin!..
Sn. M.Vekillerim, değerli misafirlerimiz,
son yıllarda Türkiye’de; AB,
demokrasi, sivilleşme, Aleviler ve Kürtler hakkında ezber
bozan, cesur adımlar atılıp açılımlar yapıldı. Her zaman da
haklı olarak, herkesin acı da olsa gerçeklerle artık
yüzleşme vaktinin geldiği söylendi. Onun içindir ki, asırlar
boyu Ülkemizdeki varlıkları bile inkâr edilip yok sayılan,
haklarının verilmesi bir yana, daima horlanıp aşağılanan ve
bir sürü yerde de asılıp kesilen, öldürülüp yakılan biz
Aleviler, tarihte ilk defa düzenlenen Alevi Çalıştaylarına
sevinip büyük umutlar bağladık.
Ama Türkiye’nin en önemli Alevi
merkezlerinden Hatay başta olmak üzere, Akdeniz Arap
Alevileri Çalıştaylarda yine unutulup görmezden gelindi.
Oysa biz bütün Alevi sivil toplum kuruluşlarıyla kanaat
önderlerinin görüşlerinin alınacağı bir çalıştayın çok daha
gerçekçi, somut ve olumlu neticeler vereceğini defalarca
söyledik. Öte yandan
okullardaki Din dersleri konusunda da yeri geldikçe sürekli
vurguladığımız gibi; biz
Aleviler olarak din ve ahlak dersinin kaldırılmasını değil,
tek taraflı Emevi yanlısı sözde din dersinin kaldırılmasını
istiyoruz. Biz sağlam ve
güvenilir kişilerce, E. Sünnetle E. Beyt ekollerinin eşit ve
demokratik şartlarda öğretilmesini savunuyoruz.
Böylece, hiçbir Alevi, ne Sünni /
Hanefi mezhebini kerhen de olsa öğrenmek zorunda kalacak, ne
de Alevi - Caferi fıkhını öğrenmek için, başka bir devlete
gitmek zorunda kalacaktır. Biz tarih boyunca “4 Sünni hak
mezhep” şeklinde dayatılan ve diğer tüm mezhep ve inançları
dışlayıp batıl gören, sakat Emevi tekerlemesinin artık
tarihin çöplüğüne atılmasını istiyoruz!
Biz hiçbir mezhebin bir diğerine
tahakküm kurmadığı, hiçbir inancın da diğerini dışlamadığı,
yani bir başka değişle Allah’ın cennetinin hiç kimsenin
babasının özel çiftliğinin olmadığının artık kabul görüp içe
sindirilmesini istiyoruz! Bu arada 20 yıl önce başlattığımız
ve uğruna çok büyük bedeller ödediğimiz “Alevilerin Öze
Dönüş Hareketi” olan E. Beyt Caferi mezhebinin tatbiki
nihayet meyve vermeğe başladı. Buradan 1-2 ay önce Alevi –
Caferi mezhebini uygulama kararı alan S.dağ ve İskenderun’lu
şeyh kardeşlerimi kutluyorum. Anlayacağınız artık; Alevi bir
köyde, Alevi cemaate, Alevi bir imam Alevi cenazesini
korkudan dolayı Sünni mezhebe göre eller bağlı ve 4 tekbirle
değil, inandığı Alevi – Caferi mezhebine göre, eller açık ve
5 tekbirle kaldıracaktır. Aslında bu da büyük bir bayramdır,
hepimize kutlu olsun!..
Sn. M.Vekillerim,
bu
büyük milletin Alevisini – Sünnisine, Türkünü Kürdüne
kırdırmak isteyen karanlık ve şer odaklarının üzerlerine
cesaretle gidilmesini ve cezalandırılmasını istiyoruz!
Tarih boyunca bir aile gibi, kardeşçe yaşamış bu toplumun huzur ve
barışını bozmak isteyen canilerin heveslerini kursaklarında
bırakmalıyız.
Buradan o kaos mühendislerine diyoruz ki:
“Ekincili Ali
Karaksılı Bekir’le, Armutlulu Fatma Şirinceli Ayşe’yle,
Samandağlı Hasan Yayladağlı Halit’le, Tuncelili Rıza Rizeli
Dursun’la, Şırnaklı Şehmus Yozgatlı Mehmet’le asla ve asla
kavga etmeyecek ve onlara rağmen kardeşçe yaşamaya devam
edecektir!” Konuşmamı şairin Gadir şiiriyle bitiriyorum:
Son
Veda Haccı idi Peygamberin, / On sekizinci günü Zilhiccenin,
Çıktı
yüksek bir yere ol Mustafa, / Yanına aldı Ali’yi besafa:
Dinleyiniz ey garip ümmetlerim!
/ Anlatayım size vasiyetlerim:
Aranızdan ayrılığım çok yakın,
/ Hak yolundan çıkmayın, aman sakın.
Bana
imanı olanlar dinleyin, / Mevlanın fermanını siz belleyin.
İki
muhkem şey bırakırım size; / Haşre dek rehber olur, bunlar
size.
Birisi Allah’ımın Kuran’ıdır, /
Öbürü evladımın ikânıdır.
İşte aldım ben Ali’yi yanıma, /
Son sözü tekrarlarım ihvanıma.
Canla
– başla siz Ali’ye sarılın, / Böylelikle Hak yoluna
doğrulun.
Ben
kimin mevlası olduysam heman, / Ali mevlasıdır, onun her
zaman.
Kim beni severse sever Ali’yi,
/ Ayrı bilmez Nebi ile Veli’yi.
Kim Ali’ye düşman olursa heman,
/ O benim de düşmanımdır her zaman.
Sonra
dedi ol Muhammed Mustafa: / Ey sahabem, eyleyin ahde vefa.
Sonra
kaldırdı elin Fahr-i Cihan, / Dedi: Ya Rab şahit ol, Sen de
heman.
Sen de sev Rabbim Ali’yi
seveni, / Sevme Sen de Ali’yi sevmeyeni.
Düşman ol Sen de Ali düşmanına,
/ Yardım eyle Ali’nin yârânına.
Her
kim Ali’den kaçarsa ey Huda, / Onu benden daima eyle cüdâ.
Kim
hakaret eylerse bu Ali’ye, / Ya husmet eylese ol Veli’ye.
Sen iki cihanda onu kıl hakir,
/ Bu duamı müstecap et ya Kadir!
İşitince hep sahabe bu sözü, /
Vecde geldi, güldü hepsinin yüzü
|
|
|
| |
Ali YERAL
EHDAV Yön.
Kur. Bşk.
|
|
| |
|
|
|