EHL-İ BEYT KÜLTÜR ve DAYANIŞMA VAKFI (EHDAV)

U.ARASI 13."HZ. ALİ - GADİR HUM BAYRAMI VE KARDEŞLİK " KONFERANSI

PROGRAM:


-Saygı Duruşu - İstiklal Marşı
-K. Kerim Tilaveti / Sn. Hüseyin Esedi - U.Arası K. Kerim Karii ve Üstâdı / İRAN
-Sn. Ali YERAL EHDAV Genel Bşk. / Açılış Konuşması
-Protokol Konuşmaları
-Dünyaca Ünlü E. Beyt Alimi Prof. Dr. Sn. Muhammed ET-TİCÂNÎ / TUNUS
-Azerbaycan E. Beyt İlahi Korosu
-E. Beyt Alimi Sn. Seyyit İzzettin EL-HEKÎM / Necef-i Eşref - IRAK
-E. Beyt Alimi Sn. Şeyh Celal MAAŞ / Kum - İRAN
-Plaket Takdimi
-Kapanış
Not: Büyük etkinliğimiz, yurt içi ile y. dışından ve A Protokolünden birbirinden önemli büyük şahsiyetleri ağırlayacaktır.

Ehdav Genel Başkanı Ali YERAL

Tarih: 13 Kasım 2011 Pazar
Saat : 18.30
Yer : Antakya Spor Salonu
İrt. Tlf : 0326 225 12 96
Fax : 0326 225 32 90
e- posta: ehdav@hotmail.com - yeral-ali@hotmail.com





EHL-İ BEYT KÜLTÜR ve DAYANIŞMA VAKFI
(EHDAV)
TOPLUMSAL KUCAKLAŞMAYA DAVET

   Bizler Ehl-i Beyt-i Muhammed (S.A.A)’e aşık ve kutlu yollarından yürümek isteyen Akdeniz Alevileri olarak, Antakya merkezli Ehl-i Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı (EHDAV) şemsiyesi altında, 2000’den bu yana büyük bir aşk ve coşkuyla kutladığımız ve adını “Toplumsal Kucaklaşma” olarak koyduğumuz, “Hz. Ali – Gadir-i Hum Bayramı ve Kardeşlik” Konferansı düzenlemekteyiz.
   Huzur ve medeniyetler başkenti şirin Antakya’mızda, hayırlısıyla bu yıl 13.sünü gerçekleştireceğimiz büyük etkinliğimize; Alevi – Sünni, Türk – Arap – Kürt, Müslüman – Yahudi – Hıristiyan (Katolik – Ortodoks – Protestan – Ermeni) yanı sıra, resmi erkân ile halkımızdan 10 bin civarında kişi katılmaktadır. Türkiye’nin her yönünden katılan kıymetli katılımcılar yanında Suriye, İran, Irak, Azerbaycan, Tunus gibi çeşitli ülkelerden de birbirinden önemli şahsiyetlerin iştirak edeceği uluslar arası konferansımızı, yerel - ulusal medya temsilcilerimizin yanında, El-Cezire, El-Fırat, Es-Sekaleyn, Ez-Zehra TV leri ile İRNA gibi dünyaca ünlü yabancı medya kuruluşları da coşkumuza ortak olmaktadırlar. Emirulmumin İmam Ali Efendimize Velayet, İmamet ve itaatte biat tazeleyeceğimiz bu büyük günümüze, tüm Ehl-i Beyt dostları ile insan kardeşlerimiz davetlidir, teşriflerinizden büyük onur duyarız. (Not: Program netleştiğinde, bilahere hizmetinize arz edilecektir, slm. ve dua ile…)
Ehdav Genel Başkanı Ali YERAL

Tarih: 13 Kasım 2011 Pazar
Saat : 18.30
Yer : Antakya Spor Salonu
İrt. Tlf : 0326 225 12 96
Fax : 0326 225 32 90
e- posta: ehdav@hotmail.com - yeral-ali@hotmail.com


BASIN DUYURUSU

   Meltem Medya Grubu / İcmal Yayıncılığın organize ettiği; Türkiye, Suriye, İran, Irak, Lübnan, Azerbaycan başta olmak üzere birçok ülkeden, 400'ü aşkın bilim adamının katılacağı "ULUSLAR ARASI EHL-İ BEYT SEMPOZYUMU", 22–23 Ekim Cumartesi - Pazar 09.00 / 19.00 saatleri arasında, Bursa Merinos Kongre Merkezi Orhangazi Salonunda yapılacaktır.
   EHDAV Genel Başkanı olarak, etkinlikte konuşma yapmak amacıyla resmi davet aldığımız sempozyumda, Pazar günü “Müslüman Olarak, Gerçekten Ehl-i Beyti Seviyor muyuz?” konulu bir tebliğ sunacağız. Programın tamamını, başta Meltem TV, Mesaj TV, Kadırga TV olmak üzere çok sayıda TV Kanalı Canlı olarak verecektir. Kamuoyumuzun bilgisine sunulur.

21.10.2011

Ehdav Genel Başkanı Ali YERAL



EHDAV SAMANDAĞ ŞUBESİNİN AÇILIŞ KONUŞMASI

01.07.2011 Samandağ

  Sn. Milletvekilim, Sn. Kaymakamım, Sn. Samandağ Belediye Başkanım, Sn. Müftüm, Sn. Dini ve kanaat önderlerim, Sn. Mağaracık Belediye Başkanım, Sn. Basınımızın güzide temsilcileri ve Samandağ ile çeşitli yörelerden aramıza teşrif etmiş değerli Ehl-i Beyt âşıkları, önce şirin Antakya’mızda, sonra Hatay’da, sonra Akdeniz’de, sonra Türkiye’de, daha sonra da tüm Ortadoğu ile Avrupa’da tüm halkımızın medâr-ı iftiharı olan ve bölgemizin markası haline gelen kısa adı EHDAV olan, E. Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfımızın, Samandağ Şubesinin açılış törenine hoş geldiniz şeref verdiniz efendim


  Kıymetli Hak – Muhammed – Ali âşıkları, 1995 yıllarında tehlikeli olan bu maceraya büyük bir aşk ve şevkle atıldığımız zaman, bir kesim tarafından korkutulmak, bir başka kesim tarafından sindirilmek, diğer bir kesim tarafından da tehdit edilerek yıldırılmak istendik. Ama biz ne onlara, ne de bunlara aldırış bile etmeyerek; “Ya Muhammed, ya Ali ve ya Hıdır!” diyerek yola koyulduk. Zira 21. Asırda bile, Emevilerle Abbasilerin karanlık zihniyetinin necip ve mazlum Alevi camiamızın üzerini gölgelemeye gönlümüz razı olamazdı. Tarkan, Cengiz, Demir ve Kaya isimleri yerine Muhammed, Ali, Hüseyin ve Cafer gelmelidir dedik. Linda, Funda, Asena ve Roza isimlerini yerine Fatıma, Zehra, Betül ve Zeynep gelmelidir dedik. Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Almanca öğrenip konuşmak büyük bir onur ve ilericilik sayılıp Arapça konuşmanın da yasak ve utanç görüldüğü bir ortamda, biz; “her lisan bir insan” dedikten sonra, önce Kuranımızın dili, E. Beytimizin dili ve ana dilimiz olan Arapça gelir, daha sonra diğerleri gelir dedik. Tarih boyunca yapılan zulüm ve baskıdan dolayı milletimize zorla giydirilmeğe çalışılan ve bir türlü onlara gelmeyen Sünni / Hanefi giysisini alıp kibarca sahiplerine bahşettik. Bunun karşısında da kendi öz benliğimiz, kimliğimiz ve inancımız olan, ama her nedense elimizden gasp edilmiş izzet ve şeref libası olan Alevi / Caferi giysimizi büyük bir gurur ve iftiharla giydik. Takiyye ve korkudan dolayı cenaze namazlarındaki el bağlama ve 4 tekbir uygulamasını gerçek sahipleri olan Sünni kardeşlerimize bırakarak, E. Beyt uygulaması olan eller serbest ve 5 tekbirin gerçekliğini canlı TV programları dâhil her ortamda ve herkese haykırdık.

  Bu arada haklı davamızda bizi destekleyen ve bu uğurda büyük maddi ve manevi özveride bulunan Sn. Suphi Kâhil, Şubemizin ekibi ile Samandağlı Şeyh kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Düne kadar görmezden gelinip varlıkları bile tanınmayan 25 milyon civarındaki büyük Alevi camiasının, şimdilik istediğimiz gibi olmasa da ama bu düzeye gelmesine, tarihin de kaydettiği gibi ölüm pahasına da olsa en büyük çaba ve katkıyı sağladık. Yeri gelmişken şu ana kadar Alevi sorunun bize göre çözülememesinin en büyük sebeplerinden biri de Alevilerin merkezi konumundaki Akdeniz Arap Alevilerinin geri planda bırakılmasıdır. Sonuç itibariyle; Yüce Mevlamın inayeti, anne - babamızın hayır duaları ve siz değerli – duyarlı E. Beyt aşığı halkımızın desteği ile büyük tabular yıktık, çok sayıdaki mecrayı değiştirdik, çeşitli açılımlar başlattık ve bir sürü yeni oluşum, kuruluş ve fikre öncülük edip ilham kaynağı olduk. İşte onlarca yenilikten sadece birisi olan bu mübarek şubenin açılış coşkusuna hepimiz tanıklık etmekteyiz.


  Sevgili E. Beyt âşıkları, kısaca değinmek istediğim bir diğer husus da komşuluk meselesidir. Komşusunda kavga ve didişmenin olduğu bir evde, hiç kimse rahat olamaz. Komşusunda yangın olan bir yerde de kimse rahat nefes bile alamaz. Batılı emperyalistlerin hatırına asırlarca yanı başımızda olan komşu ve kardeş ülkelerle düşman hayatı yaşadık, yaşatıldık. Özellikle en uzun sınırı paylaştığımız Suriye’yle düşman kardeşler konumuna getirildik. İşte son yıllarda ilişkiler tabii halini alınca hepimiz derin bir nefes aldık. Ama kardeş ülke Suriye ile dostane ilişkilere girmek birilerini çok rahatsız etmiş olacak ki, şimdi o bahar esintileri yerine gergin hatta savaş yelleri estirilmeğe çalışılıyor. Bir kere şunun altını çizelim ki; kardeş ülke Suriye’de Alevi – Sünni sorunu asla olmamıştı, hatta bizzat oradaki akrabalarımızın ifadelerine göre; Suriye’de Sünni kardeşlerimiz çoğunluk olması sebebiyle, yönetimden daha çok memnunlar. Ama şimdi bazı Arap ülkelerindeki ayaklanmalar bahane edilerek, Vahhabi / Selefi küçük bir sapkın ve azgın azınlık tarafından Suriye karıştırılmak isteniyor, Esat yönetimi devrilip Alevilerden öç alınmak isteniyor. İnternette paylaşım sitelerini dolduran videolarda, özellikle Amerika’nın uşaklığını yapan satılmış Petro – dolar Suudi ulema müsveddeleri ile Muaviye torunları zehirli salyalarını akıtarak; Alevileri tekfir edip onların mal, kan, can ve namuslarının mubah olduğunun fetvasını veriyor. Allah ve tarih şahittir ki; Aleviler hiçbir zaman sorun olmamışlar ve başkalarına zarar vermemişlerdir. 21. asırda hayvan ve bitki haklarının bile koruma altına alındığı bir çağda Alevilerle uğraşılıyor, onlar tekfir ediliyor ve her şeyleri mubah sayılıyor. Gerçi bu sakat zihniyetin mazisi kara lekelerle doludur. Kerbela, Anadolu, Halep, Maraş, Çorum, Gazi ve Sivas onları lanetlerle anmaya devam etmektedir. Bu arada yakılarak şehit edilen Sivas Şehitlerimizi rahmetle yad ediyoruz. Tabi bu çirkin eylemlerden Sünni kardeşlerimiz tamamen uzak ve beridir. Bunlardan asıl sorumlu olan kesim; kendilerinden olmayan herkese kafir gözüyle bakan sakat Emevi – Süfyani – Selefi anlayışıdır. Bu sakat ve tehlikeli anlayış; Lübnan – Suriye – Irak ve İran’dan oluşan Şii / Alevi hilaline karşılık, S. Arabistan – Türkiye – Mısır ve Katar’dan oluşan sözde Sünni bloğunu çıkarıp birbiriyle kırdırmaya ve Siyonist İsrail ile ABD’yi tüm İslam dünyasına hâkim kılma hayali taşımaktalar. Biz de diyoruz ki; toplumumuz Suriye’deki amca, dayı, kuzen, enişte ve akrabalarına asla silah çekmeyecektir. Büyük T.C Devleti geçmişte olduğu gibi Siyonistlerin değil, komşu Müslüman din kardeşlerinin haklarını koruyacaktır. Geçen yılda olduğu gibi, Sn. Başbakanımızla Sn. Beşşar Esad’ın kol kola girip Hz. Hızır (A.S)’ın kutsal makamını ziyaret etmelerini istiyoruz.

  Biz her şeye rağmen, medeniyetler beşiği ve huzur kenti şirin Hatay’da olduğu, hiçbir tahrike kapılmadan, inadına Alevi – Sünni, Türk – Arap ve Müslüman – Hıristiyan kardeşliğini savunacak ve bütün provokatörlerin çirkin tezgâhlarını bozacağız.


  Sn. Samandağlılar, E. Beyt Vakfı buradaki Hz. Hızır (A.S)’ın mübarek makamından sonra en kutsal yeriniz olacaktır. Her zaman buraya uğrar, dini sohbette bulunur, koyacağımız binlerce Arapça – Türkçe kaynaklı kütüphanemizden istifade edersiniz. Buraya en iyi bir şekilde bakacağınızdan ve maddi – manevi desteğinizi esirgemeyeceğinizden şüphem yoktur. İnşallah bendeniz burada her ay veya ihtiyaca göre her 15 günde halkımıza açık dini sohbet toplantılarında hizmetinizde olacağım. Şubemizin açılışında emeği geçen tüm resmi daire sorumlularına, şube temsilcilerimize ve herkese çok teşekkür ederim. EHDAV S.dağ şubemizin; başta siz değerli S.dağlılara, Hatay’a, E. Beyt camiamıza, Ülkemize ve tüm insanlığa hayırlı uğurlu olmasını Cenab-ı Mevlamdan niyaz ederim.

Ehdav Genel Başkanı Ali YERAL



SURİYE’NİN İSTİKRARINA EVET! FİTNE VE MEZHEPÇİLİĞE HAYIR!

EHDAV Gen. Mrk. / 20.06.2011

  Sn. Basın mensupları, kıymetli misafirler, bilindiği gibi Arap ülkelerinde 4-5 aydır tüm dünyanın dikkatini çeken ve hatta herkesi hayrete düşüren baş döndürürcü gelişmeler izlemekteyiz.


  Tunus’ta başlayıp Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn, Arabistan ve Ürdün’de devam eden halkların özgürlük ve demokrasi hareketlerinin bir bölümü devrimle sonuçlanıp başarıya ulaştı (Tunus - Mısır), bir bölümünde kan ve gözyaşı maalesef hala akmaya devam ediyor (Libya - Yemen), bir bölümünde de komşu güçlerle halk sindirilmeye çalışılmaktadır (Bahreyn). Arap Halklarının onlarca yıl diktatörlerinin zalim hâkimiyetini yıkmak için tamamen kendi içlerinden gelen demokrasi ve özgürlük aşkıyla yaptıkları halk devrimini biz, nefesimizi tutarak ve ellerimizi sürekli duaya kaldırarak izleyip destekledik. Onların hüzünlerine ağladık, sevinçlerine de ortak olup coştuk.

  

  Ülkemizin komşu ve kardeş ülke Suriye ile 50 yıla varan fırtınalı bir kışın ardından, son yıllarda düşmanları çatlatan bahar dönemini yaşaması, bizi olduğu kadar her akl-ı selim ve vicdan sahibini son derece sevindirmiş ve ümitli kılmıştır. Ama ne var ki, bazı Arap ülkelerinde baş gösteren demokrasi rüzgarını bahane ederek; Suriye’nin yerli ve yabancı provokatörlerle karıştırılmak istenmesi, sırf Alevi diye Beşşar Esat yönetiminin devrilmek istenmesi, yüz yıllarca beraber ve kardeş olarak yaşamış Alevi ile Sünnileri karşı karşıya getirerek, önce Suriye’de daha sonra da tüm bölgede Alevi – Sünni mezhep savaşı çıkarılmak istenmesi, bizi son derece üzmekte ve düşündürmektedir.


  Suriye’nin bazı eksik yönlerine rağmen demokrasi, özgürlük ve insan hakları açısından hiçbir Arap ülkesiyle kıyaslanmayacak kadar ileri ve modern bir konumdadır. Suudi cellâtları, Bahreyn’in 300 yıllık Âl Halife ile beraber, Bahreynli % 80 Şii çoğunluğun yüzlerce mescitlerini havaya uçururken, kadınlarına tecavüz ederken, K. Kerimlerini silahlarla parçalarken ve âlimlerine hapishanelerde türlü işkenceler ederken, bunları görmezden gelip gıklarını çıkarmayan BM, AB, İKÖ, NATO ve bazı ülkelerin, kardeş ve komşu ülke Suriye’deki fitneyi körüklemesini, olaya ideolojik ve mezhepsel yaklaşmasını son derece çirkin ve tehlikeli görmekteyiz.

  

  Kardeş ülke Suriye, tüm Arap ülkeleri içinde şanlı Filisin intifadası ile İsrail’e diz çöktüren kahraman Lübnan Hizbullah’ının yegâne destekçisidir. Orada olası bir rejim değişikliğiyle, onların hayat damarlarının kesilmesi ve İsrail’in tüm bölgeye yayılma politikası amaçlanmaktadır. Bugünlerde Suriye’de cereyan edenler, ne Alevi zulmüdür, ne de Sünni zulmüdür. Zira onların hiçbir zaman birbirleriyle sorunu olmamıştır, biiznillah olmayacak da. Orada olan tek şey, provokatörlerin eliyle Alevinin Sünniye, Sünninin de Aleviye karşı kışkırtılması ve topluca Suriyelilerin cezalandırılması olayı vardır. Bu çirkin senaryoyla güya orada iç mezhep savaşı çıkarılacak, Esat yönetimi değiştirilecek, Alevilerden öç almaya gidilecek, bu mezhepçi fitne ateşi de başta Türkiye olmak üzere bütün İslam dünyasını saracaktır. Gerçek şu ki; yabancı bir devletin Türkiye’nin iç işlerine karışması ne kadar yanlış ve çirkinse, başka bir ülkenin de bilhassa Suriye gibi kardeş ve komşu bir ülkenin işlerine karışması o kadar yanlış ve çirkindir. Bu etapta her hangi bir komşu ülkenin Suriye’ye her hangi bir askeri müdahalede bulunması, ateşe benzin dökmek manasına gelir ki, bu sadece ülkemizdeki 25 milyon Aleviyi değil, dünyada İslam ve insan kardeşliğinden yana tüm akl-ı selim sahibi kişileri de diken üstünde tutar. Allah korusun, öyle bir fitne ateşi de sadece tüm dünyaya hâkim olmak isteyen ABD ile Siyonist İsrail’in işine gelir.


  Temennimiz odur ki; hiç bir Alevinin, Sünninin, Müslümanın, Hıristiyanın, Arabın, Türkün ve de Kürdün burnunun kanamadan bu fitne ateşinin acilen dinmesidir. Bizler tedbir ve temkinli oldukça, hiçbir düşman aramıza sızamayacak ve barınamayacaktır. Sonuna kadar basiretli, dikkatli, barışçı ve hoşgörülü olmalıyız ki, ortak düşmanlarımızın çirkin tezgâhlarını bozalım. Hepinize teşekkür ederim.

Ehdav Genel Başkanı Ali YERAL


BASIN AÇIKLAMASI

30 Mayıs–02 Haziran 2011 tarihlerinde Lübnan’ın başkenti Beyrut kentinde düzenlenen uluslar arası “Ehl-i Beyt Şehit Alimlerini Anma ve İslami Vahdet Konferansı” sona erdi.

  Türkiye, Suriye, İran, Irak, Lübnan, Bahreyn, Kuveyt, Tunus ve Suudi Arabistan’dan çeşitli din âlimleri, kanaat önderleri ve siyasilerin katıldığı bu büyük toplantıya, EHDAV Yön. Kurulu Başkanımız Sn. Ali YERAL konuşmacı olarak davet edilmiş ve etkinliğe katılım göstermiştir. Ev sahibi konumuyla Lübnan Büyük Millet Meclisi Bşk. Sn. Nebih BERRİ’nin de konuşmacı olarak katıldığı toplantıya resmi erkan yanında El-Menar TV, El-Alem TV, Lübnan TVleri, El-İman TV ve El-Vahde TV başta olmak üzere çok sayıda Ortadoğu’nun önemli haber ajansları ile kanalları katılmıştır. Toplantıda Alevi / Şii, Sünni ve Hıristiyan din önderleri konuyla ilgili çeşitli konuşmalar yapmışlardır. Sn. Bşk.mız YERAL da yaptığı konuşmada; İslam ümmetinin birliğini savunmuş, aralarındaki cüzi ihtilafları bir kenara bırakarak gerçek kardeşliği tesis etmeleri gerektiğinin altını çizmiş, barış ve huzur kenti şirin Antakya’mızda Alevi – Sünni, Müslüman – Hıristiyan, Yahudi ve Türk – Arap – Kürdün asırlar boyu birlik, beraberlik ve kardeşlik içinde yaşadığını ifade etmiş ve bunu başta Ortadoğu ülkeleri olmak üzere tüm dünyanın örnek alması gerektiğini vurgulamıştır.


   Çok verimli ve faydalı geçen konferansta ayrıca Sn. YERAL’la birkaç TV kanalı da özel röportajlar yapmışlardır. Kıymetli Halkımız, medyamız ile kamuoyumuzun bilgilerine arz olunur.

  

EHDAV Yönetim Kurulu


12. “HZ. ALİ – GADİR HUM BAYRAMI & KARDEŞLİK” KONFERANSI

23 / 11 / 2010 Antakya Spor Salonu

  Sn. M.Vekillerim, BTP Gen. Bşk.ım, Valim, Antakya Bel. Bşk.ım, İl Emn. Müd.üm, Vakıflar Bölge Müd.üm, Gençlik ve Spor Müd.üm İl Müftüm, Siyasi Partilerimizin Temsilcileri, Bel. - Bld. Bşk.larım, Suriye, Irak, İran, Romanya, İstanbul, Iğdır, Kırıkkale, Adıyaman, Ankara, Adana, Mersin, Malatya ve Antep gibi şehirlerden teşrif etmiş, değerli ulema ve E. Beyt âşıkları, Alevi – Sünni – Katolik – Ortodoks – Protestan ve Musevi Cemaat Liderlerim, El-Furat, İran, Ez-Zehra ve Meltem TV’leri ile AA ve İRNA Ajansı başta olmak üzere, yerli – yabancı medyamızın çok değerli temsilcileri, Hatay’ımızın her köşesinden aramıza teşrif etmiş vefâkar – çilekeş E. Beyt dostları, EHDAV’ca düzenlemekten büyük onur ve gurur duyduğumuz; 12. “Hz. Ali - Gadir Hum Bayramı ve Kardeşlik” Konferansımıza, bir başka deyişle Toplumsal Kucaklaşmamıza hoş geldiniz, şeref verdiniz.


  Sn. M.Vekillerim, kıymetli Gen. Bşk.ım, bugün K. Kerim’in Mâide Suresinin 3. âyeti gereğince; “dinimizin kemâle erdiği, nimetimizin tamamlandığı ve din olarak bize İslam’ın seçilip beğenildiği” gündür! Bugün Rasul-ü Sekaleyn, Cedd-i Hasaneyn ve İmam-ı Kıbleteyn Cenâb-ı Muhammed Mustafa (S.A.A)’in, Mekke ile Medine arasındaki Gadir-i Hum denilen yeşil ve sulak bir vadide Veda Haccı dönüşünde, 130 bin civarındaki Müslümana, iki büyük ve ağır emanet olan K. Kerimle E. Beytini vasiyet ettiği gündür! Bugün o mahşeri kalabalıkla daha sonra kıyamete kadar gelecek olan bütün ümmetine; “ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Allahım Ali’nin dostuna dost, düşmanına düşman ol, Ona yardım edene yardım et, Onu yalnız bırakanı yalnız bırak ve hakkı daima Ali’yle beraber kıl!” diye haykırdığı gündür! Bugün E. Beyt düşmanları Emevilerin tarih boyunca korkuyla, baskıyla, asıp kesmekle unutturamadığı ve biiznillah Sahib-i zaman İmam-ı Mehdi’nin zuhuruna kadar, hiçbir zaman da silip unutturamayacağı gündür! Bugün ilahi emirle Peygamberimiz tarafından Hz. Ali’ye; imâmet, velâyet, hilafet ve vesâyetin verildiği en büyük bayram günüdür! Yani bugün, Şâh-ı Velâyet ve Pir-i İmâmet Emirulmuminin Hz. Ali Efendimize itaat, velayet ve biat tazeleme günüdür! Evet, işte bu kadar büyük ve kutsal bir gün olan Gadir Hum Bayramı ile bereket ve rahmetini hâlâ soluduğumuz mübarek Kurban Bayramı hepinize kutlu olsun!

  

  Sn. M.Vekillerim, değerli E. Beyt dostları, 98’de EHDAV’ı kurduktan ve 2000’den bu yana her yıl Gadir-i Hum konferanslarını düzenledikten sonra, medeniyetler beşiği, huzur kenti Antakya’mızda; Alevi – Sünni, Türk – Arap – Kürt, Müslüman – Yahudi – Hıristiyan ve Devlet erkânı ile sivil vatandaşlarımız, bu birlik ve beraberlik coşkusunun hazzını kardeşçe, beraberce yaşamaya başladık. Ama 90’larda tüm yurtta olduğu gibi burada da her kesimin diğerine mesafeli yaklaşıp şüpheyle baktığı ve Alevi kelimesinin bile ayrım ve tehlikeli sayıldığı bir hava hâkimdi. İşte öyle bir atmosferde, bütün inkâr, korku ve sindirme politikalarına meydan okurcasına, biz 14 asırdır gizlice kutladığımız mübârek Gadir Bayramını kamuya açmak istediğimizde yaşlılarımız tarafından ciddi bir şekilde uyarıldık. Buna karşılık, onlara verdiğim cevap şu oldu: “Allah’ın izniyle, canımızın pahasına da olsa, bu kutsal meşaleyi yakacak ve Gadir-i Hum Bayramını tüm Türkiye’nin gündemine taşıyacağız!” dedim. İşte gördüğünüz gibi kıymetli E. Beyt âşıkları, 1421 yıldır tüm güçlerin tarih boyunca silemediği Gadir Hum gerçeği, Mevlamın inayeti ve E. Beytin bereketiyle bugün sadece Hatay’la Akdeniz Bölgesinin değil, bütün Türkiye’nin hatta Ortadoğu’nun gündemine oturmuş durumdadır. 2000’de buradan büyük bir aşkla yaktığımız Gadir meşalesinin nuru o kadar büyüdü ki, şimdi Ülkemin her köşesinde Gadir etkinlikleri düzenlenmektedir, velhamdu lillah!


  Sn. M.Vekillerim, kıymetli Gen. Bşk.ım, düne kadar Hatay uzun yıllardır, bir kenarda unutulup üvey hatta yetim evlat muamelesi görürdü. Eskiden biz Hataylılar, Devlet yöneticilerini ya TV ekranlarında ya da oy istemek için seçim mitinglerinde görürdük. Ama bugün özellikle havaalanının yapılmasıyla, hemen hemen her hafta ya bir devlet adamı ilimize geliyor, ya da Antakya büyük, hatta uluslararası toplantılara ev sahipliği yapıyor. Bu durum sayısız açıdan hem Antakya’ya, hem de halkına büyük faydalar sağlamaktadır. İşte biz, Antakya’nın kabuğunu kırıp Türkiye ve dünyaya açılmasını son derece önemsiyoruz. Ama geçenlerde bazı çevrelerin, durup dururken Antakya ismine alerji duyduğu için, ondan rahatsız olduğunu ve onu kimlik kartı dâhil resmi evraktan yavaşça çıkarmaya çalıştığını üzülerek duyduk. Ne kadar garip ve tuhaf değil mi? Başka milletler küçücük tarihi değerlerini açığa çıkarıp dünyaya tanıtırken, biz var olan büyük tarihi değerlerimizi silmeğe çalışıyoruz?! Bu sakat ve dar zihniyeti anlamak, asla mümkün değildir. Gerçek şu ki, Antakya’mız dünyanın en eski yerleşim birimlerinden birisi olarak, tarih boyunca sayısız afet, savaş ve depremler geçirip çok sayıda farklı kültür ve medeniyetler tarafından yönetilmesine rağmen, bunların hiç biri Antakya adını ne hafızalardan, ne de tarihten silebildi. Onun içindir ki, dünyanın ender kentlerinden biri olan, bütün cihana “Antakya” adıyla ün salan ve her tarafı tarih, kültür ve medeniyet kokan güzelim Antakya’nın adını, -boşuna zahmet etmesinler- hiç kimsenin, hiçbir zaman ve hiçbir gerekçeyle silmeğe gücü yetmeyecektir!

  

  Sn. M.Vekillerim, değerli misafirler, Amerika ve onun güdümündeki NATO kuvvetleri, şimdi de tutturmuş, Yurdumuza balistik füze kalkanı yerleştirmeğe çalışıyor. Oysa Amerika’nın girdiği Irak ve Afganistan gibi ülkelerin hali ortadadır. Özellikle mazlum Irak’ta, onların insanlık adına işlediği sayısız suçlar günbegün ortaya çıkmakta ve oranın yerli halkına karşı yaptıkları utanç dolu muamelesini tüm dünyaya teşhir etmektedir. Onlar, girdikleri yerlere ancak; fitne, kaos, kan ve göz yaşı götürmüşlerdir. Tarih boyunca onların, İslam ülkelerinde yaptığı sayısız tahribatlar yetmiyormuş gibi, şimdi de varlıklarından rahatsız olup tehdit olarak saydıkları kardeş ve komşu ülkelerden İran ve Suriye’ye karşı Ülkemizi sıçrama tahtası ve adeta karargâh yapmak istiyorlar. Oysa zaten yeteri kadar petrodolar Körfez ülkeleri ile Ortadoğu devletleri, her köşede Amerika’ya askeri üs ve karargâhlar tahsis etmişlerdir. Türkiye şeytanın bacağını kırıp tarihte ilk defa komşularıyla bu kadar sağlam ve samimi ilişkiler kurmuşken, yapılmak istenen bu tehlikeli balistik füze kalkanları sayesinde, komşularımızla aramız otomatikman bozulacak ve gerektiğinde kardeşlerimizle bizi karşı karşıya getireceklerdir. Onun içindir ki, Devlet yetkililerimizden bu yanlış projenin başlamadan ivedilikle durdurulmasını ve hiç kimsenin hatırı için, tarih boyunca aynı kader, din ve coğrafyayı paylaştığımız, komşu ve kardeşlerimizin gücendirilmemesi gerekmektedir. İslam ülkelerini işgal ve istila etmekle yetinmeyen Batı dünyası, fırsat buldukça sürekli yüce İslam dinimizle kutsal değerlerimize hakaret etmek için çeşitli bahaneler uydurmaktadır. Onların yaptığı en son çirkeflik, tüm dünyanın bilgisi ve gözü önünde Amerika’daki bazı sözde papazlar tarafından kutsal kitabımız K. Kerimin yakılması olayıdır. Ateşle oyun olan bu ahmaklık, tüm İslam dünyasını ayağa kaldırmış ve herkesi son derece germiştir. Farka bakın ki, biz Yüce Allah’ın indirdiği diğer kutsal kitaplar olan Tevrat’la İncil’i kütüphanemizin başköşesine koyarken, Kuranımızı yakmağa kalkışan o necis eller, inşaallah Ebu Leheb’in elleri gibi, cehennem ateşinin en derin yerinde odun olarak yanacaktır!


  Sn. M.Vekillerim, kıymetli Gen. Bşk.ım, medeniyetler ittifakının revaçta olduğu, ülke sınırlarının kaldırılıp devletlerin birleştiği ve savaşların yerini müzakereyle diyalogların aldığı bu 21. asırda, çağın gerisinde kalıp biz Alevilere kin kusan, karanlık Emevi – Süfyani zihniyetini taşıyanların sayısı biraz azalsa da varlıklarını hala sürdüren ve fırsat buldukça zehirli başlarını taşların altından çıkaranların sayısı az değildir. Dün Güner ÜMİT denen birisi, canlı yayında tüm Türkiye’nin gözü önünde Alevilere ağza alınmayacak çirkef iftiralar atarken, bugün milletimizin ahlak değerlerini alay konusu yapan M. Ali ERBİL ismini taşıyan başka birisi, -her ne tesadüf ve hikmetse- yine aynı TV nin canlı yayınında, biz Alevilere mum söndü hakaretini yapıyor. Diyeceğimiz şu ki; Vallahi aslında o hasta kişiler, bu çirkef sözlerle biz Alevilerden değil, pay biçtikleri bizzat kendilerinden söz etmektedirler. Zira atalarımız: “kem söz sahibine aittir.” deyimini boşuna söylememişlerdir. Sanırım onlar herkesi kendileri gibi zannediyorlar. Bu münasebetle onları ve çarpık zihniyetlerini taşıyan herkesi, bir kez daha buradan nefret ve şiddetle kınıyor ve telin ediyoruz! Bu gibi çirkin olaylarda bizi sevindiren tek şeyse, bir daha onların uğursuz yüzlerinin görünmeyecek bir şekilde TV ekranları ile halkımızın gündeminden silinip kaybolmasıdır. Evet, sevgili E. Beyt dostları, tarih boyunca bu mazlum ama necip olan Alevi toplumu, artık uyanmalı, kendisine aşağılayan bu tip ahmak provokatörlere öyle bir demokratik bir ders vermeli ki, bir daha hiçbir kimse, hiçbir zaman ve hiçbir şekilde Alevilerin inanç ve değerleriyle oynayıp alay etme cüretini asla gösteremesin!..

  Sn. M.Vekillerim, değerli misafirlerimiz, son yıllarda Türkiye’de; AB, demokrasi, sivilleşme, Aleviler ve Kürtler hakkında ezber bozan, cesur adımlar atılıp açılımlar yapıldı. Her zaman da haklı olarak, herkesin acı da olsa gerçeklerle artık yüzleşme vaktinin geldiği söylendi. Onun içindir ki, asırlar boyu Ülkemizdeki varlıkları bile inkâr edilip yok sayılan, haklarının verilmesi bir yana, daima horlanıp aşağılanan ve bir sürü yerde de asılıp kesilen, öldürülüp yakılan biz Aleviler, tarihte ilk defa düzenlenen Alevi Çalıştaylarına sevinip büyük umutlar bağladık. Ama Türkiye’nin en önemli Alevi merkezlerinden Hatay başta olmak üzere, Akdeniz Arap Alevileri Çalıştaylarda yine unutulup görmezden gelindi. Oysa biz bütün Alevi sivil toplum kuruluşlarıyla kanaat önderlerinin görüşlerinin alınacağı bir çalıştayın çok daha gerçekçi, somut ve olumlu neticeler vereceğini defalarca söyledik. Öte yandan okullardaki Din dersleri konusunda da yeri geldikçe sürekli vurguladığımız gibi; biz Aleviler olarak din ve ahlak dersinin kaldırılmasını değil, tek taraflı Emevi yanlısı sözde din dersinin kaldırılmasını istiyoruz. Biz sağlam ve güvenilir kişilerce, E. Sünnetle E. Beyt ekollerinin eşit ve demokratik şartlarda öğretilmesini savunuyoruz. Böylece, hiçbir Alevi, ne Sünni / Hanefi mezhebini kerhen de olsa öğrenmek zorunda kalacak, ne de Alevi - Caferi fıkhını öğrenmek için, başka bir devlete gitmek zorunda kalacaktır. Biz tarih boyunca “4 Sünni hak mezhep” şeklinde dayatılan ve diğer tüm mezhep ve inançları dışlayıp batıl gören, sakat Emevi tekerlemesinin artık tarihin çöplüğüne atılmasını istiyoruz! Biz hiçbir mezhebin bir diğerine tahakküm kurmadığı, hiçbir inancın da diğerini dışlamadığı, yani bir başka değişle Allah’ın cennetinin hiç kimsenin babasının özel çiftliğinin olmadığının artık kabul görüp içe sindirilmesini istiyoruz! Bu arada 20 yıl önce başlattığımız ve uğruna çok büyük bedeller ödediğimiz “Alevilerin Öze Dönüş Hareketi” olan E. Beyt Caferi mezhebinin tatbiki nihayet meyve vermeğe başladı. Buradan 1-2 ay önce Alevi – Caferi mezhebini uygulama kararı alan S.dağ ve İskenderun’lu şeyh kardeşlerimi kutluyorum. Anlayacağınız artık; Alevi bir köyde, Alevi cemaate, Alevi bir imam Alevi cenazesini korkudan dolayı Sünni mezhebe göre eller bağlı ve 4 tekbirle değil, inandığı Alevi – Caferi mezhebine göre, eller açık ve 5 tekbirle kaldıracaktır. Aslında bu da büyük bir bayramdır, hepimize kutlu olsun!..

   Sn. M.Vekillerim, bu büyük milletin Alevisini – Sünnisine, Türkünü Kürdüne kırdırmak isteyen karanlık ve şer odaklarının üzerlerine cesaretle gidilmesini ve cezalandırılmasını istiyoruz! Tarih boyunca bir aile gibi, kardeşçe yaşamış bu toplumun huzur ve barışını bozmak isteyen canilerin heveslerini kursaklarında bırakmalıyız. Buradan o kaos mühendislerine diyoruz ki: “Ekincili Ali Karaksılı Bekir’le, Armutlulu Fatma Şirinceli Ayşe’yle, Samandağlı Hasan Yayladağlı Halit’le, Tuncelili Rıza Rizeli Dursun’la, Şırnaklı Şehmus Yozgatlı Mehmet’le asla ve asla kavga etmeyecek ve onlara rağmen kardeşçe yaşamaya devam edecektir!” Konuşmamı şairin Gadir şiiriyle bitiriyorum:



  Son Veda Haccı idi Peygamberin, / On sekizinci günü Zilhiccenin,
  Çıktı yüksek bir yere ol Mustafa, / Yanına aldı Ali’yi besafa:


   Dinleyiniz ey garip ümmetlerim! / Anlatayım size vasiyetlerim:
  Aranızdan ayrılığım çok yakın, / Hak yolundan çıkmayın, aman sakın.


  Bana imanı olanlar dinleyin, / Mevlanın fermanını siz belleyin.
  İki muhkem şey bırakırım size; / Haşre dek rehber olur, bunlar size.


  Birisi Allah’ımın Kuran’ıdır, / Öbürü evladımın ikânıdır.
   İşte aldım ben Ali’yi yanıma, / Son sözü tekrarlarım ihvanıma.


  Canla – başla siz Ali’ye sarılın, / Böylelikle Hak yoluna doğrulun.
  Ben kimin mevlası olduysam heman, / Ali mevlasıdır, onun her zaman.


   Kim beni severse sever Ali’yi, / Ayrı bilmez Nebi ile Veli’yi.
   Kim Ali’ye düşman olursa heman, / O benim de düşmanımdır her zaman.


  Sonra dedi ol Muhammed Mustafa: / Ey sahabem, eyleyin ahde vefa.
  Sonra kaldırdı elin Fahr-i Cihan, / Dedi: Ya Rab şahit ol, Sen de heman.


  Sen de sev Rabbim Ali’yi seveni, / Sevme Sen de Ali’yi sevmeyeni.
  Düşman ol Sen de Ali düşmanına, / Yardım eyle Ali’nin yârânına.


  Her kim Ali’den kaçarsa ey Huda, / Onu benden daima eyle cüdâ.
  Kim hakaret eylerse bu Ali’ye, / Ya husmet eylese ol Veli’ye.


  Sen iki cihanda onu kıl hakir, / Bu duamı müstecap et ya Kadir!
  İşitince hep sahabe bu sözü, / Vecde geldi, güldü hepsinin yüzü

Ehdav Genel Başkanı Ali YERAL